HAKKIMDA

Merhaba dünya,

Bu başlık sitemin alt yapısı için kullandığım wordpress’ e ait ve benim de çok hoşuma gidiyor. Eğer bu dünya hepimize ait ise selamlamak için de merhaba dünya en iyi seçenek değil mi? Ben bir Eylül sabahı şehirlerin sultanı İstanbul’ un Fatih semtinde ilk defa “Merhaba Dünya” dedim. Takvimler 1983 yılını gösteriyordu ve saat sabahın altısıydı.

Zaman dairesi durmaksızın dönerken bizde içinden geçiyorduk farkında olmadan. Yazılmış olan bir kader vardı ve biz ise verilen rolü en iyi şekilde oynamanın gayreti içerisindeydik. 90′ lı yıllar başladığında benim de eğitim hayatım başlamış oldu. Çengelköy sırtlarında panaromik boğaz manzaralı bir ilk okulun denize bakan sınıflarından birinde buldum kendimi. Önlüklerimiz kara, tahtamız kara ve hatta okul bahçemizin zemini bile kapkaraydı. Tüm bu siyah ortama rağmen bizim dünyamız bir gök kuşağı kadar renkli ve eğlenceliydi.

Takvimler 1995 yılını gösterdiğinde bu güzel okuldaki misafirliğimiz sona ermiş ve artık sahile inmenin vakti gelmişti. Artık yeni mekan Çengelköy sahilde, Beylerbeyi Sarayı’ nın av köşkü olarak da kullanılmış 150 yıllık bir binada orta okul sıralarıydı. Kocaman çınar ağaçlarının olduğu bir parka komşuydu okulumuz ve yaşayan bir tarihti adeta. Bu güzel bina da üç yıl misafir ettikten sonra Üsküdar’ a uğurladı artık büyüyen bedenimi.

İşte yeni bir macera daha başlıyordu. Her defasında evden biraz daha uzaklaşıyordum ve Üsküdar şu ana kadar bulunduğum merkezlerin en büyüğüydü. Artık hayat bordo renklerden ibaretti bizim için. Çünkü Üsküdar Ticaret Lisesi’ nin öğrencisiydim ve bordo ceketim, bordo bir okulum vardı. Tüm koyu renklere rağmen yine de renklendirmeyi bildik orayı da. Çengelköy’ den Üsküdar’ a sahil yolu ile ulaşımım da yine üç yıl sürdü. Artık yuvadan uçma vakti gelmiş ve üniversiteli olmuştum.

İstanbul’ un sahil kentlerinde yaşayan her fani gibi ayrılmak zordu elbet. Bu nedenle çok uzağa gidemedim. Kocaeli’ ydi yeni mekan ve muhasebeci olmak için ikinci adımdı. Kocaeli bir sanayi şehri olmasına rağmen, saklı kalmış doğal güzellikleri ve tarihi dokusuyla İstanbul’ u çok özletmedi aslında. İstanbul’ a varmak için ise Sakarya Ekspresini bekledik Kırkikievler durağında.

2003 yılının sonlarına doğru meslek hayatıma yine bir muhasebe departmanında başladım ve hala aynı mesleğe devam ediyorum. Bu mesleği sertifikalı bir şekilde yapabilmek için bir belgeye ihtiyacım olduğunu fark etmem çok sürmedi. Bu nedenle zorlu bir süreç olan SMMM staj başlatma sınavı ile başladı macera. Askerliğin bitmesinin hemen ardından bitmek bilmeyen sınavlar silsilesi sonunda bir gün iyi haber geldi ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik lisansını almak nasip oldu.

Doğduğum andan bugüne kadar otuz küsür seneyi geride bıraktım ve hiç bir şey için pişman değilim. Mesleğimi severek yapıyor ve daha iyisini yapabilmek için sürekli mücadele ediyorum. Son olarak çok sevdiğim Forrest Gump filminde, Tom Hanks’ in söylediği gibi; “Hayat bir kutu çikolata gibidir, içinden ne çıkacağını asla bilemezsiniz.”

Saygılarımla,

Murat YAZICI

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir